Alsace Bölgesi



Alsace,Fransa’nın Alman etkisinde ki bölgesidir. Tarihsel olarak, Alsace Orta Avrupa’nın Almanca konuşan bölgesinin bir kısmını oluşturur. Alsace, Batı Avrupa’nın bugünkü Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve Batı Almanya’yı kaplayan önemli bir bölümüne hükmeden Alman bir kabile olan Frank’in kralı büyük Şarlman zamanında önem kazandı ,814 yılında Şarlman’ın ölümüne kadar büyümesi devam etti ve kilisenin önem kazandığı bir dönem oldu.
Daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü bölgede 12 ve 13 üncü yüzyıllar altın çağ olarak bilinmektedir. Bu dönemde güçlü bir tüccar sınıfı ortaya çıkmış ve yeni şehirler kurulmuş, ticaret odaları oluşmuştur. On üçüncü yüzyıl başlarında Strasbourg ‘özgür imparatorluk şehri’ unvanını alarak sadece imparatorun kontrolünde imtiyazlı bir şehir olmuştur.
Alsace’da Fransız etkisi 1500 lerin sonunda din Savaşları sırasında ortaya çıkmış ve Katolik ve Protestanlar arasındaki Otuz Yıl Savaşlarında artmıştır. Bu savaşlar sırasında Bölgedeki pek çok şehir Fransa’dan yardım almıştır.1648 yılında bölgenin önemli bir kısmı Fransa’ya bağlanmıştır. Fransız ihtilaline kadar bölgede yaşayan halk kendilerini daha çok Fransız gibi görmüşlerdir. Ancak 1870 yılındaki Franko Prusya savaşında Fransa yenilince, Alsace Almanların kontrolüne geçmiş ve bu dönemde Fransızca konuşulması yasaklanmış, Fransızca kitaplar yakılmıştır.
Almanya I. Dünya Savaşı’n da yenilince bölge tekrar Fransa’ya geçmiş ve bu dönemde de konuşmak da dahil Almanya’yı hatırlatan her şey yasaklanmıştır. Hitler zamanında bölge halkı Naziler tarafından Alman ordusunda savaşmaya zorlanmış ve hatta savaş sonrasında Naziler ile iş birliği yaptıkları için suçlanmışlardır. Savaşın sonunda Fransa’ya dönen Alsace ,gelecekteki bir Fransız Alman işbirliği umudunun sembolü olarak düşünülmüş ve Strasbourg Avrupa Konseyi,Avrupa Parlamentosu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin merkezi seçilmiştir.
Alsace,iki yüzyıl boyunca Almanya ve Fransa arasında gidip geldiğinden her iki kültüründe izlerini taşımaktadır. Ancak kültürel anlamda daha çok Almandır. Örneğin, ’Good Friday’ Alsace’da tatildir. Ancak Fransa’nın geri kalan bölgelerinde değildir. Alsace’da papazların maaşı devlet tarafından ödenir.
Nüfusunun önemli bir kısmı, İsviçre’de konuşulan Almanca’ ya benzeyen Alsace dilini konuşur ya da anlar.
Bugün halk belirli limitler içinde evlerini istedikleri renge boyasalar da eski kültüre bağlı kalmaktadırlar. Eskiden alt katlarında dükkanlar olan evlerin rengi dükkanın cinsine göre belirlenirdi. Kasaplar belli bir renk, fırın olan binalar belli bir renk gibi. Bugün geleneksel olarak parlak renklere boyanmış yarı ahşap evler hala bölgenin özelliğidir.
Ekonomik olarak Alsace,Ren Vadisi Koridorunun bir parçasıdır ve Orta Çağdan itibaren önemli bir ticaret yolu olmuştur. Bölge iki kısımdan oluşmuştur-Aşağı Ren ki başkenti Strasbourg’dur ve Yukarı Ren başkenti Colmar’dır.
Gün 1:İSTANBUL-STRASBOURG

THY’nin uçağı ile geldik ve otele transferimiz sağlandı. Daha sonra bu güzel şehri dolaşacak zamanımız oldu.
OTEL:Regent Petite France
www.regent-petite-france.com
Oda Tipi:Superior
Strasbourg, Alsace Bölgesi’nin baş şehridir ve Fransa’nın dokuzuncu büyük şehridir. Şehrin tarihi merkezi UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tanımlanan ilk yerdir.
Strasbourg MÖ 1300’den beri yerleşim yeri olmuştur. İlk zamanlarında Kelt pazarı olmuş daha sonra önemli bir askeri merkez olarak tarihteki yerini almıştır. Şarlman döneminde büyümüş ve bölgenin en önemli merkezi olmuştur.
Strasbourg 1262 yılında, Fransız ihtilaline kadar (1789) sürecek olan ‘özgür şehir‘ statüsünü almıştır.1349yılında Orta Çağ’ın en vahşi olaylarından biri burada yaşanmış ve binden fazla Yahudi yakılarak öldürülmüştür. Yahudilere yönelik ayrımcılık ve kıyım 18’inci yüzyıla kadar devam etmiştir.
Strasbourg,16’ıncı yüzyıl başlarında, Protestan dinini kabul eden ilk Alman şehirlerinden biridir. Bu nedenden dolayı da kitap basımının merkezi olmuştur. Avrupa’nın ilk gazetesi burada basılmıştır.
Gün 2 :STRASBOURG
Kahvaltı sonrası yarım gün şehir turu alarak şehri ayrıntılı tanıma olanağımız oldu.
Maison Kammerzell, Gutenberg meydanı, St. Thomas kilisesi ,tabakhane, katedral görülmeye değer yerler.
Gün 3 :STRASBOURG-COLMAR
Kahvaltı sonrası yola çıkarak Colmar’a gittik. Yolda Natzzwiller ve Obernai gezerek şarap tadım yaptık.
OTEL:James Boutique Hotel
www.james-hotel.com
Oda Tipi:Superior


Natzwiller Almanlar tarafından inşa edilen küçük toplama kamplarından biridir. Kamp mayıs 1941 de tamamlanana kadar tutuklular yakındaki Struthof otelinde kalmış olup kampın adı Natzwiller -Struthof olarak bilinmektedir. Bura da ki tutuklular yakındaki granit madenin de ve inşaatlarda çalıştırılmıştır.
Almanlar 1943 yazından itibaren ‘gece ve sis’ operasyonu adını verdikleri operasyonlar ile Batı Avrupa’da kendilerine karşı direnişe geçen kişileri belirleyip tutuklamışlar ve ailelerine de haber vermemişler dolayısı ile bu kişiler adeta sisler içinde kaybolmuşlardır. Bu kamp da çoğunlukla bu şekilde tutuklanan Fransız direnişçileri bulunmakta idi.1943 yazında kampta gaz odası inşa edilmiş ve bu gaz odasında öldürülen 80 den fazla Yahudi ‘nin cesedi Strasbourg Üniversitesi Anatomi Enstitüsü’ne gönderilmiş ve burada Yahudilerin iskeletleri toplanarak bu ırkın değersizliği antropolojik çalışmalar ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Bu gaz odası aynı zamanda zehirli gaz ile ilgili çingeneler üzerinde deneylerin yapıldığı bir yerdir.1944 yılında kampın tutsakları özellikle silah üretiminde ve yeraltı üretim tesislerinin inşasında kullanılmıştır. Natzweiler-Struthof kamp sisteminde 50 adet küçük kamp mevcuttur. Ana kampta 7000,alt kamplarda ise 20000 tutsak bulunmakta idi. Mayıs 1941 ve Mayıs 1945 tarihleri arasında bu kamp sisteminde 19000 ila 20000 kişi ölmüştür.
Obernai ismi ilk kez 1240 yılında şehir statusunu aldığında ortaya çıkmış ve Alsace bölgesinde Kutsal Roma İmparatorluğu’nun 10 önemli şehrinden biri olmuştur.

15 ve 16 ıncı yüzyılda çok zenginleşen şehir 30 yıl savaşları sırasında çok zarar görmüş ve 1679 yılında Fransa’ya fidye olarak sunulmuştur.
1871 yılında şehir geri kalan Alsace bölgesi gibi Almanya’ya bağlanmış ancak I. Dünya Savaşı sonunda tekrar Fransa’ya dönmüştür.
II.Dünya Savaşı sırasında Hitler’in kontrolüne geçen şehirde Himmler SS Kadın Eğitim Merkezi kurmuştur.Savaş sonunda şehir Fransa’ya dönmüştür. Obernai bugün önemli bir şarap ve bira üretim merkezidir.
Gün 4 :COLMAR
Kahvaltı sonrası yarım gün Colmar turu aldık. Tur sırasında tekne ile kanal gezisi yaptık,Özgürlük Heykeli’nin Colmar’da doğan heykeltıraşı, Bartholdi Müzesi’ni gezdik. Öğle yemeği keyifli bir restoranda birlikte yenildi.

Colmar isminin nereden geldiğine dair pek çok tahmin mevcuttur. Bir tahmine göre ‘kömür pazarı’ ndan (Kohl ve markt) gelmektedir.
En muhtemel tahmin, Columbro ve Columbarium gibi güvercin yetiştirmek ile ilgili olan Latince terimler ile ilgilidir. Colmar’ın ismi ilk olarak Batı imparatoru Şarlman’ın Saxon savaşları sırasında çok duyulmuştur.
1226 yılında ‘imparator şehri ‘olup din adamlarının baskısından kurtulmuştur ancak daha sonra Strasbourg piskoposluğu tarafından alınmaya çalışılmış fakat din adamları başarılı olamamıştır.14 ve 15 inci yüzyılda imparatorun koruması altında bağımsız bir dönem yaşayan şehir,1632 de İsveçliler tarafından işgal edilmiş ;1635-78 arasında Fransa’ya bağlanmıştır.
1871 yılında Napolyon III ‘ün yenilmesinden sonra I Dünya Savaşı’na dek şehir Almanya’ya bağlanmıştır. II.Dünya Savaşı sırasında Hitler tarafından işgal edilen şehir savaş sonunda tekrar Fransa’ya bağlanmıştır. Colmar bugün çeşmeleri, Alsace tipi Rönesans evleri ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Amerika ‘da ki Özgürlük Heykeli’ni yapan Frédéric-Auguste Bartholdi, 1834 yılında Colmar’da doğmuştur.Evi müze olarak ziyaretçilere açıktır.
Şarap ticaretinin merkezi olan Colmar ,üst düzey eğitimin ve agro biyoloji araştırma faaliyetlerinin de merkezidir.
Gün 5 :COLMAR-RIBEAUVILLE-RIQUEWIHR-KAYSERSBERG-COLMAR
Kahvaltı sonrası,rehber eşliğinde Colmar civarında ki şarap yolu üzerinde bulunan Orta Çağ şehirleri gezildi.Şarap yolu üzerinde ki bu küçük şehirler yol boyunca müthiş manzaraları, şarap bağları, Orta Çağ kaleleri ve şehir duvarları, yarı ahşap evleri ile kartpostal gibi görüntülere sahip.Öğle yemeği birlikte yenildi.
Ribeauville,11 inci yüzyıl da Alman İmparatorluğu’na bağlı idi. Özellikle 12 inci yüzyılda burası ticaret merkezi olarak çok gelişmiş ve o dönemde genelevleri ile de ün kazanmıştır.

13 üncü yüzyıl sonlarında Ribeauville’de pek çok derebeylik mevcut idi.16 Yüzyılda önce Alman imparatorlar ve daha sonra da Fransız krallar müzisyen ve ozanları o dönem şehre de adını veren Ribeaupierre ailesinin kontrolüne vermiş ve o günden itibaren de 528 yıldır ‘ozanlar kardeşlik günü ‘festival olarak kesintisiz kutlanmaktadır.
Burada 3 kale inşa edilmiştir. Bu kalelerin harabeleri hala şehre hakimdir. Ribeauville,şarapları ve ünlü “Carola” suyu ile ünlüdür.

Riquewihr ‘Fransa’nın En Güzel Kasabaları’ listesinde yerini almıştır. Bu güzel şehir yüzyıllar boyunca kaliteli mimarisi ve uluslararası tanınan şarapları ile ünlüdür.
Dolayısı ile ‘Alsace Bağlarının İncisi’ olarak adlandırılmaktadır. Riquewihr’in tarihi Romalılar dönemine uzanır. İsminin ilk duyulması 1049 yılında olmuştur.
Daha sonra burayı kontrol altında tutmak isteyen Habsburg ailesinin kontrolüne geçmiştir.30 yıl savaşları sırasında burası tamamen talan edilmiş ve 17 inci yüzyılda yeniden yapılanmıştır.
Yeri itibarı ile II.Dünya Savaşı sırasında bombalardan kurtulmuş ve dolayısı ile bozulmadan bugünlere kalmıştır.
Kaysersberg’de Romalılar askeri kamp kurmuşlar ancak o dönem burada yerleşik kimse olmadığından , ismi ilk 1227 de duyulmuştur.

Kutsal Roma İmparatorluğu şehrin etrafını duvar ile çevirmiş ve gelişmesini sağlamıştır. Ancak 30 Yıl Savaşları sırasında şehir tümüyle yerle bir olmuş ve Fransız Devrimi’ne kadar yavaş yavaş toparlanmıştır.
Şehir II. Dünya Savaşı sırasında da çok zarar görmüştür. Bugün şehir Alsace şarap yolu üzerinde bulunan en güzel yerlerden biridir.1952 yılı Nobel Barış ödülünü alan din adamı,yazar ve feylesof Albert Schweitzer burada doğmuştur.
Gün 6:COLMAR-MULHOUSE-EGUISHEIM-COLMAR
Kahvaltı sonrası,Güney Alsace bölgesinde ki Mulhouse ve Eguisheim gidildi.Mulhouse ‘da ki Araba Müzesi gezilerek ,Eguisheim’da şarap tadımı yapıldı.

Mulhouse bölgenin ikinci büyük şehridir ve dünyanın en büyük araba müzesi ile ünlüdür. Müzede 430 den fazla değişik dönemlere ait arabaları görmek mümkündür.
Ve bu müze dünyada mevcut 6 adet Bugatti Royales arabanın 2 sine ev sahipliği yapmaktadır.
Fritz ve Hans Schlumpf son yüzyılda tekstil sektöründe çok zengin olmuş bir aile idi.Bu zenginliği harcamaya gelince Fritz, Bugatti spor arabalarını tercih etti.1957 -1976 yılları arasında 122 Bugatti ve çeşitli pahalı arabalara yatırım yaptı.
Böylece Schlumpf Koleksiyon’u dünyanın en büyük Bugatti koleksiyonu oldu. Bu koleksiyonda mutlaka görülmesi gereken araba, Bugatti’nin kurucusu Ettore Bugatti’nin kendi arabası olan 1929 Tip 41 Royale Coupe Napoleon.
Bu araba mali zorluk yaşayan aile tarafından 1963 yılında satılmıştır. İtalyan Ettore, Royale’i Rolls-Royce ve Mercedes-Benz’in yerine Avrupa krallık hanedanlarının kullanımına sunmuş ancak Büyük Buhran lüks araba piyasasını yok edince 1929-1933 yılları arasında sadece 6 adet Royales imal edilmiştir. Bu 6 arabanın 2 si Mulhouse müzesindedir. Tekstil sektöründe ki kriz sonucu aşırı borç yükü altında kalan Schlumpf kardeşler İsviçre’ye gitmek zorunda kalmışlar ve orada da ölmüşlerdir.
Ancak arabalar çalışanlar tarafından 1977-79 yıllarında sergilenmeye başlamış ve daha sonra Fransız hükümeti bu koleksiyonu kültürel anıt olarak ilan etmiş ve 1982 yılında müze açılmış,1989 yılında mahkeme kararı ile ‘Schlumpf Koleksiyonu’ adı verilmiştir.
Eguisheim 2013 yılında ‘Fransız Halkının En Sevilen Kasabası’ olarak seçilmiştir ve ‘Fransa’nın En Güzel Kasabaları’ listesinde yer almaktadır.

Eguisheim tarih öncesi dönemden beri yerleşimin olduğu bir kasabadır. Burası tarih boyunca değişik kültürlerin izlerini bıraktığı bir yer olmuştur.
Bağcılık ilk Galyalılar döneminde başlamış, daha sonra 7 inci yüzyılda kontluk ve düklük döneminde şarapçılık çok gelişmiştir.
Gün 7 :COLMAR-BASEL-İSTANBUL
Basel havaalanına transfer edildik.
