Puglia Bölgesi

Gün 1:İSTANBUL-BARI-LOCOROTONDO
THY uçağı ile Istanbul’dan hareket ederek Bari’ye geldik. Havaalanında karşılanarak,yaklaşık 1saat uzaklıkta ki Locorotondo’ya geçtik. Otele yerleştikten sonra bu güzel şehri dolaştım..Akşam yemeği lokal bir restoranda yedim.
OTEL :II Palmento Hotel Relais
www.ilpalmento.com
ODA TİPİ:Suit Trullo
D’Itria Vadisi’nin ortasında beyaza boyalı yapıları ile Locorotondo ,Puglia Bölgesi’nin en güzel şehirlerinden biridir. Şehrin mimarisi, dar, dikdörtgen yapıları ve üçgen çatıları ile Kuzey Avrupa mimarisi özellikleri taşımaktadır. Locorotonda ‘D’Itria Vadisi’nin balkonu’ olarak bilinmektedir. Şehrin en ünlü yemeği hindi suyunda pişmiş, taze makarna, pekorino peyniri ve ince kıyılmış maydanozdan yapılan u tridde ‘dir.
Gün2:LOCOROTONDO- POLIGNANO A MARE-CASTELLANA GROTTOS-CISTERNINO-LOCOROTONDO

Öğleden sonra yola çıkarak öncelikle Polignano a Mare’ye gittik. Burası Akdeniz’e uzanan bir balkon gibidir. Daha sonra rehber eşliğinde İtalya’nın en uzun yeraltı tüneli olan ünlü Castellana Mağaraları gezildi. Buradan akşam yemeğini yemek üzere Cisternino’ya gittik.Yemekten sonra Locorotondo’ya geri döndük.
Polignano a Mare ,denizden 20 metre yükseklikte bulunan kalker bir tepenin üzerinde Adriyatik Denizi’ne doğru uzanmıştır. Bu şehrin tarihi MÖ 4 üncü yüzyıla uzanmaktadır. Romalılar döneminde imparator Trajan’ın MS 108-110 yıllarında inşa ettirdiği Traiana yolu bu şehirden geçmektedir. Bu yolun kalıntısı bir köprü, hala tarihi şehirde mevcuttur. Küçük sokakları, beyaz yapıları ve Adriyatik Denizi’ne bakan panoramik terasları ile şehir görülmeye değer.
Polignano dünyada 3 konuda meşhurdur. İlki, tepeden dalışlardır. Son yıllarda Red Bull dalış yarışması burada yapılmıştır. İkinci özelliği, başka hiçbir yerde bulamayacağınız dondurmasıdır.
Üçüncü ve en meşhuru ise en ünlü şarkısı Volare olan ve pek çok şarkı bestelemiş ve söylemiş ünlü Domenico Modugno buralıdır.
Grotte di Castellana (Castellana Mağaraları) 70 metre derinliğindedir. İçerdeki ısı ise 18C0 dir. Dışarıdan girişi olan The “Grave”, ilk ve tüm mağaraların en büyüğü olup 100 metre uzunluğunda,50 metre genişliğinde ve 60 metre derinliktedir. En sonda ki ‘Grotta Bianca ‘ -beyaz mağara-ise tüm mağaraların en güzelidir. Yapısındaki kaymaktaşının beyazlığı ve parlaklığı nedeni ile dünyada tekdir. Bu mağaralar dizisi 1939 yılında, bir ip ile Grave mağarasına inen Profesör Franco Anelli tarafından bulunmuştur. Mağaralar içlerindeki sarkıt ve/veya dikitlerin şekillerine göre isimlendirilmiştir. ’Küçük Baykuş’; ‘Melek Koridoru’; ’Milano Katedrali’;’Pisa Kulesi’ vb.
Bir tepede yer alan Cisternino,12000 kişilik nüfusu ile ‘Yavaş Şehir’ ilan edilmiştir.
Gün3: LOCOROTONDO-MONTALBANO GÖMÜTÜ-OSTUNI-ALBEROBELLO-MATERA

Kahvaltı sonrası, yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Montalbano gömütüne gitmek üzere yola çıktık. Gömüt görüldükten sonra bölgenin ünlü zeytinyağlarının tadımını yapmak üzere, daha sonra da ‘Beyaz Şehir ‘ olarak bilinen, Ostuni’ye gettik. Öğle yemeğini Ostuni’de yedikten sonra da 45 dakika uzaklıkta bulunan ve bölgenin en güzel şehirlerinden biri olan Alberobello’yu gezdik. Buradan Matera’ya geçildi.
OTEL:Palazzo Gattini
www.palazzogattini.it
Oda Tipi:Deluxe
Montalbano,4000 kişilik bir kasabadır. Kasaba taş gömütü ile ünlüdür. Bu gömüt, megalitik medeniyetin bugün de yaşayan en ünlü tanıklarından biridir. Gömüt,1.50 metre uzunluğunda ve 1.70 metre yüksekliğinde olup 2×3 metrelik bir kapak taşı taşımaktadır. Bu gömütün MÖ 2000-1500 yılları civarında Bronz Çağı’na ait olduğu sanılmaktadır.

Gömüt ile ilgili pek çok hipotez mevcuttur. En muhtemel olan teori bu gömütlerin insan kurban etmekte kullanılan masalar olduğudur. Bir görüşe göre de en ilkel kral türbeleridir. Bu teoriye göre de Montalbano gömütü en eski mezhepsel yapılardan biridir. Burası aynı zamanda ‘Kahramanlar Masası’ olarak da bilinmektedir.
32000 kişilik nüfusu ile Ostuni beyaz yapıları ile çok turist çeken bir şehirdir. Şehrin başlangıcı,40000-50000 yıl önce ki Paleolitik devirde mağaralarda yaşayan avcılar ile bilinmektedir.

Bu bölgenin yerleşim tarihine ilişkin en önemli bulgu yaklaşık 25000 yıllık olduğu saptanan ve ‘Ostuni Kadını’ adı verilen hamile bir kadın iskeletidir. Şehir ekonomik ve kültürel olarak gelişimini İspanyol İmparatorluğu’na dahil olduğu yıllarda yaşamıştır. İspanyollar ayrıca, o zamanlarda Balkanları kontrol eden Türklerden gelecek saldırılara karşı şehir duvarlarını güçlendirerek, 1539 yılında ,hala duran ,Pozzella ve San Leonardo kulelerini yapmışlardır. Şehir yapıları, Orta Çağ’da kolay bulunması ve özellikle 17inci yüzyılda salgınlara karşı koruyucu özelliği olması nedeni ile kireç ile boyanmış ve şehre ‘beyaz şehir’ adı verilmesine neden olmuştur.

Alberobello, Trulli’nin başkentidir. Şehrin tarihi merkezi trulli denilen beyaz renkli, piramit benzeri eski yapılar ile doludur. Arkeologlara göre ilk trulli yerleşimi Bronz Çağı’na uzanmaktadır. Bugün mevcudiyetini koruyan trulli’ler ise 1350 yıllarından kalmıştır.15 inci yüzyılda, Napoli Krallığı tarafından her yeni yapı için koyulan vergilerden kaçmak üzere, bölgenin kontları köleleri bu harçsız yapılar da oturmaları için zorlamıştır. Bu yapılar her ne kadar geçici ve dayanıksız olarak bilinip vergilendirilmemişlerse de zaman içinde inanılmaz ölçüde dayanıklı oldukları ortaya çıkmıştır.
Yuvarlak formdaki trulli’ler kalkerden yapılmış olup temel olarak da gene kalkerli kayalar üzerine yerleştirilmişlerdir. Bu yapılar modülerdir. Kalın duvarlar ve az pencere olması iklim koşullarına uyumu sağlar. Kışları sıcak, yazları ise serindir. Trulli’nin kubbe şeklindeki damı ise kalker plakaların aynı merkez etrafında yerleştirilmesi ile oluşmuştur. Damdan dışarı çıkan çerçeve ise yağmur sularının toplanıp buna uygun yapılmış sarnıçlara gönderilmesi için kullanılmaktadır. Trulli eski dönem mimarinin tipik bir örneğidir ve bugün hala kullanılabilmektedir.
Gün 4:MATERA

Kahvaltı sonrası eski şehri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Matera’da rehberli bir tur aldık. Tur sırasında bir mağara ev ve oryantal keşişler tarafından kaya içine oyulmuş bir kiliseyi gezdik.
Matera,Güney İtalya’da bulunan Basilicata Bölgesi’n de bir şehir olup, Matera eyaletinin ve 1663 yılından 1806 yılına kadar Basilicata Bölgesi’nin baş kentidir. Şehir yıllar boyunca küçük bir su akıntısı tarafından oyulan ve Gravina denilen bir kanyonda yer almaktadır.
Yeraltı şehri olarak bilinen Matera,Sassi-mağara evlerden oluşan bölgeye verilen isim-adı verilen tarihi merkezi ile ünlüdür. Bu bölge,mağara kiliselerin bulunduğu park ile birlikte 1993 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.2014 yılında ise şehir ,2019 yılında Avrupa Kültür merkezi olmak için desteklenmeye başlanmıştır.
“Sassi di Matera” (Matera’nın taşları) tarih öncesi devirlerde ortaya çıkmıştır. Bu mağara evlerin, İtalya’da ki ilk yerleşim bölgesi olduğu düşünülmektedir. Sassi’nin bazı yerlerinde yol bu evlerin üzerinden geçmektedir. Tarihi şehir nehir tarafında oluşturulmuş kayalık bir kanyonda yer almaktadır ve bu kanyona Gravina denilmektedir.1950 lerde İtalya hükümeti bu mağara evleri boşaltmak için zor kullanmış ve buralarda yaşayan aileleri gelişen modern bölgelere taşımak istemiştir.1980 lerin sonlarına kadar bu bölge yoksulların yaşadığı bir yer olarak kalmıştır. Ancak daha sonra, Hollywood film yapımcıları, İtalya Hükümeti ve UNESCO fonlarını akıllıca kullanan yerel yönetimler bu bölgeyi turistik bir bölge haline çevirmişlerdir.
Gün 5 :MATERA- BRINDISI-LECCE


Kahvaltı sonrası yola çıkarak 1.45 saat uzaklıkta ki Brindisi’ye gittik. Şehir turundan sonra hafif yemek eşliğinde şarap tadım yaparak yola çıktık ve yaklaşık 1 saat uzaklıkta ki Lecce’ye gittik. Otele yerleştikten sonra Lecce’yi gezdik.
OTEL:Patria Palace
www.patriapalace.com
Oda Tipi:Deluxe
Brindisi,Adriyatik Denizi kıyısında yer alan önemli limanlardan biridir. Kuzey ve güneyinde yer alan diğer yerler gibi Brindisi, Yunanlılar tarafından kurulmuş olup eski Yunan medeniyetinden etkilenmiştir. Şehrin ismi, doğal limanının şeklinin benzetildiği, ‘geyik başı’ anlamına gelen Yunanca ‘brentesion’dan gelmektedir. Bu sembol, aynı zamanda II.Dünya Savaşı sırasında ölenler için üzerinde bir de savaş madalyası bulunan şehir armasının da şeklidir.
Brindisi, Romalılar zamanında deniz kuvvetleri ve ticareti için ana liman olmuş ve yakın zamanlara kadar bu rolünü devam ettirmiştir. Özellikle ipek yolu üzerinde ki en önemli limandır. Haçlı Seferleri sırasında en önemli günlerini yaşamıştır. Bugün de NATO için çok önemli bir merkezdir. Şehir diğer pek çok İtalyan şehrinde olduğu gibi deprem ve II.Dünya Savaşı’ndan çok çekmiş fakat küllerinden yeniden doğmayı becerebilmiştir.
Yaklaşık 95000 kişilik nüfusa sahip Lecce,Apulia Bölgesi’nin en kalabalık ikinci ve Salento Yarımadası’nın ana şehridir.2000 yıl önce Lecce bu bölgenin çapası idi. Şehir Adriyatik ve Iyonya denizleri ile çevrilidir. Lecce zengin mimari ve sanat geçmişi ile ‘Güney’in Floransa’sı ‘olarak bilinmektedir.
1353 yılında yapımına başlanan ve 1659 yılında tamamlanan ‘Kutsal Haç Kilisesi’; tüm İtalya’da en önemli katedrallerden biri sayılan ,1144 yılında yapılmış ve daha sonra 1230 yılında yeniden yapılmış ve 1659 yılında tümüyle yenilenen katedral;25000 den daha fazla kişiyi barındıran ikinci yüzyılda yapılmış eski amfi tiyatro Lecce’de görülmeye değer yerlerdendir.
Gün 6:ÇİZME VE ADRİYATİK SAHİLİ
Kahvaltı sonrası yola çıkarak İtalya’nın en güney doğu noktalarından birinde olan Otranto’ya gittik. Bu tarihi şehir ve mozaikleri ile ünlü katedrali gezildikten sonra daha önce açık bir maden olan boksit gölünde durularak doğanın güzelliğini fotoğrafladım ve ülkenin en doğu ucunda ki Punta Palascia’nın deniz fenerine gittik. Buradan ünlü spa şehri Santa Cesarea Terme’ye geçtik .Daha sonra,Adriyatik Denizi boyunca yol alarak Castro’ya ulaştık. Castro’da öğle yemeği yenildikten sonra, çizmenin en uç noktası olan ve Adriyatik Denizi’nin İyonya Denizi ile birleştiği Santa Maria di Leuca geldik ve buradan da Gallipoli’ye geçtik.

Otranto, Adriyatik Denizi sahilinde bulunan tarihi bir limandır. Bu bölgenin adı Salento olup İtalya’nın çizmesinin topuğudur. Bulutsuz havalarda karşı kıyıda ki Arnavutluk’u görmek mümkündür. Şehir, Horace Walpole’un ünlü ’Otranto Kalesi’ romanından sonra meşhur olmuştur. Yunan ve Romalılar döneminde önemli bir liman olan şehir daha sonra Bizanslılar, Normanlar ve Aragonlar tarafından yönetilmiştir.
1480 yılında Otranto, Ahmet Paşa liderliğinde ki Türkler tarafından 2 haftalığına işgal edilmiş ve yerli erkeklerin nerede ise tamamını oluşturan 800 kişi İslam dinini kabul etmediği için öldürülmüştür. Şehitlerin kafatasları ve iskeletleri katedralde bir camekanda muhafaza edilmektedir. Bu kıyımdan geriye sadece kadınlar ve çocuklar kalmıştır. Dönemin en ünlü kütüphanesine sahip olan Casole Manastırı da yakılmıştır.1481 yılında şehir tekrar Aragonların kontrolüne geçmiş ve kale tekrar güçlendirilmiştir. Türklerin saldırıları bir asırdan daha uzun bir süre devam etmiş ancak başarılı olamamıştır. 1861 yılında Otranto ,Savoy ailesi tarafından yönetilen İtalya Hükümdarlığının kontrolüne geçmiştir. Bugün şehir mozaikleri ile ünlü katedrali ve eski şehri ile pek çok turist çekmektedir.

Santa Cesarea Terme yaklaşık 3100 kişilik nüfusu ile Salento Bölgesi’nin önemli merkezlerinden biridir. Şehir 1500 yılından beri kullanılan 4 ayrı mağaradan gelen suları ile ünlüdür. Bu termal sular ve çamur şehrin ekonomisinde önemli rol oynamaktadır. Bir efsaneye göre, tacizci babasından kaçan Cisaria burada ki mağaralardan birinde saklanmış ancak kayarak alttaki sıcak suların içine düşerek ölmüştür. Bu efsanenin bir versiyonu ise düşen kız değil onu izleyen babadır. Şehir ismini bu efsaneden almaktadır.1700 yıllarında Avrupa aristokrasisi şehri spa tatili için kullanmaya başlamış ve böylece şehir mimarisi zengin görüntüsüne sahip olmuştur. Bugün termal sular, terapötik kullanım için 40C0 den daha düşük sıcaklıkta ayarlanmakta ve değişik sıcak çamurlar ile birlikte bu termal suların artirit, romatoid ve diğer deri ve stres kaynaklı hastalıklarda ve ayrıca güzellik terapilerinde faydalı olduğu bilinmektedir.
Castro,’Salento İncisi’ olarak bilinen, bir yandan eski Orta Çağ atmosferini korurken bir yandan da geleneksel balıkçı kasabası ruhunu da kaybetmeyen bir şehirdir. Şehir Yunanlılar tarafından kurulmuş ancak ismi MÖ 120 yılında şehri yapan Romalılar tarafından verilmiştir. Şehrin kalesi 1282 yılında yapılmıştır. Bizanslılar ve Normanların saldırılarından çok çeken şehir sonunda Venedik Cumhuriyeti’nin kontrolüne geçmiştir.
Şehrin tepedeki eski merkezinde ki katedral 1171 yılında yapılmış ve şehrin koruyucusuna adanmıştır. Her yıl 22-23 nisan tarihinde koruyucu için dini ve sivil kutlamalar yapılmaktadır. Castro’nun en ilgi çeken yeri ise mağara ve koylar ile delik deşik edilmiş sahilinde bulunan marinasıdır.
Gün 7:LECCE-BARI
Kahvaltı sonrası uçağımızı almak üzere Bari havaalanına transferimiz sağlandı.
