Veneto ve Bocelli Konseri


İtalya’nın kuzey doğusunda en fazla ziyaret edilen bölge olan Veneto, MÖ 5 inci yüzyıla kadar Roma İmparatorluğu’na ait idi. Daha sonra bağımsızlığını kazanan bölge asırlar boyunca Venedik’te ki deniz ticareti sayesinde dünyanın en büyük ve en zengin ticari bölgesi olmuştur. Veneto 1797 Napolyon’un istilasına kadar asırlar boyunca bağımsız kalmıştır. Bu tarihten sonra Fransa ve Avusturya arasında gidip gelmiş ve 1866 yılında İtalya Üçüncü Bağımsızlık Savaşı sonrasında İtalya Krallığı’na bağlanmıştır.
İtalya’nın 20 bölgesinden biri olan Veneto’nun nüfusu yaklaşık 5 milyon olup ülkede beşinci sıradadır. Bölgenin baş şehri Venedik’tir.
1971 yılından itibaren bu bölgede yaşayan insanlara Venedikli denilmesine karar verilmiştir. Ancak bölge tam anlamı ile otonom değildir.2017 yılında tam otonom olmak üzere yapılan referanduma katılım %57.2 olmuş ve oyların%98.1 i özel koşullu otonom bölge olmak için verilmiştir.
1994-2006 yılları arasında Veneto bölgesi 30 un üstünde bombalama vakası yaşamıştır. Herhangi bir politik ya da ekonomik talepte bulunmayan bombacının kim olduğu bugüne kadar saptanamamıştır. Bubi tuzakları şeklinde hazırlanan bombalar biri değdiğinde patlamaktadır. Çok kişi bu nedenden dolayı sakat kalmıştır.2006 yılında tutuklanan bir mühendis uzun araştırmalardan sonra yeterli delil bulunamaması nedeni ile serbest bırakılmış ve kendisine 2.500.000euro tazminat ödenmek zorunda kalınmıştır.
Veneto bugün İtalya’nın en fazla göç alan bölgesidir ve toplam nüfusunun %10 u yabancıdır. Bölge Alpler den uzanan zengin tarım arazileri ve Venedik,Vicenza,Padua Verona gibi şehirleri ile ünlüdür.
Gün 1 :İSTANBUL-VENEDİK-VICENZA
THY ile Venedik’e gelerek havaalanından Vicenza’da ki otelimize transfer edildik.
OTEL:Palazzo Scamozzi
www.palazzoscamozzi.com
ODA TİPİ:Klasik
Gün2 :VICENZA-MAROSTICA-VICENZA

Kahvaltı sonrası Vicenza’yı gezdik. Öğleden sonra Bocelli konserinin olacağı Marostica’ya gittik.Konser sonunda Vicenza’ya geri döndük.
Vicenza MÖ 157 de Vicetia veya Vincentia ismi ile Roma İmparatorluğuna ait idi. Şehir 889 da Macarlar tarafından yerle bir edilmiş,1001 de piskoposluğun merkezi olmuş ve 1404 yılında Venedik Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.16ıncı yüzyıl Vicenza için çok önemli bir dönem olmuş ve bu dönemde ünlü mimar Andrea Palladio şehirde ve çevresinde pek çok villa ve palas inşa etmiştir.19uncu yüzyılda Napolyon’un düşmesinden sonra bir süre Avusturya İmparatorluğu’na bağlanmış ancak 1848 de halk Avusturya hükümetine karşı ayaklanmış ve 1866 da Vicenza tekrar İtalya Krallığı’nın olmuştur.II.Dünya Savaşı sırasında iyice tahrip olan şehir daha sonra süratle büyümüş ve ülkenin endüstrisinde itici bir rol oynamaya başlamıştır.
Palladio 1508 yılında Padua’da doğmuş bir taş ustasıdır. Zalim işvereninden kaçarak Vicenza’ya gelir.Yerel bir kont yeteneğini keşfeder ve Palladio’yu 1520 yılında tarihi kalıntıları incelemek üzere Roma’ya gönderir. Böylece kendi kendini yetiştiren Palladio Vicenza’ya dönünce rustik basitliği, yeni bir anlayış ile klasik mimari ile birleştiren olağanüstü güzellikteki yapılarını yapmaya başlar. Böylece mimari tarihinde en etkili kişilerden bir olur. Palladio kilise ve saray da yapmıştır. Ancak en çok villaları ile ünlüdür.
Mimarın en son çalışması Vicenza’da ki Teatro Olimpico’dur.1580 yılında başlayan yapı bitmeden mimar hayatını kaybetmiş ve yapı bazı değişiklikler de yapılarak 1584 yılında Scamozzi tarafından tamamlanmıştır.
Vicenza Palladio’nun yaptığı 23 adet yapı ile 1994 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Şehir, ithalat tutarı ile ölçülen, 3üncü en büyük endüstriyel merkezdir. Buradaki tekstil ve çelik endüstrisi şehri en zengin yerlerden biri haline getirmiştir. Ayrıca ülkenin altın ve diğer mücevheratının beşte biri de burada yapılmaktadır. Şehirde elektronik devre elemanları sektörü de çok gelişmiştir.
Zengin tarihi nedeni ile Vicenza, Palazzo Thiene, Palazzo Chiericati, Basilica Palladiana, Park Querini gibi sayısız tarihi yapı, sanat galerileri, meydanları ve muhteşem Rönesans sarayları ile dünya üzerinde görülmeye değer yerler arasındadır.


Marostica ‘dağları ve tepeleri olan yer’ anlamındadır. Şehir meydanında her çift yılda bir gerçekleştirilen ve taşları insan olan satranç festivali ve mükemmel kalitedeki kirazları ile bilinir.
19uncu yüzyılda çok fakir bir şehir olan Marostica’nın halkı başta Brezilya olmak üzere farklı yerlere göç etmiş ancak II.Dünya Savaşı’ndan sonra şehir zenginleşmiştir.
Satranç festivalinin hikayesine göre 1454 yılında iki asil bir lordun güzel kızına aşık olur ve birbirlerini düelloya davet ederler.Taliplerin ikisini de kaybetmek istemeyen lord, bir karar çıkarır ve iki talibin satranç oynamasını kazananın kızını alabileceğini, kaybedenin de küçük kızını alabileceğini buyurur. Düello eylül 12 1454 de meydanda, tüm halkın önünde yapılır. Lord aynı zamanda, şövalyelerin gösterisi, havai fişekler, müzik ve danslar ile olayın onurlandırılmasına karar vermiştir. Böylece 20dakikalık düello festivalin açılışını yapar. Bu gelenek savaşlar nedeni ile pek çok kez yapılamamış ancak II.Dünya Savaşı’ndan sonra dönemin ünlü artistlerinden biri geleneği canlandırmak adına çalışmalar yapmış meydan da yeni bir satranç tahtası yaratmıştır. Gene geleneğe uygun olarak oyuncuların kıyafetleri de hazırlanmıştır.
Gün 03 :VICENZA-BOSSANO DEL GRAPPA-VICENZA
Kahvaltı sonrası yola çıkarak Bassano del Grappa ‘ya geldik. Şehir grappası ile ünlüdür.Grappa,şarap yapımı sırasında ortaya çıkan üzüm küspesi, çekirdeği, kabuğu ve saplarının damıtılması ile ortaya çıkmaktadır.
Tarihi şehri gezildikten sonra şehrin ünlü içeceği grappanın tadımına gittik.

Bassano, MÖ 2 inci yüzyılda Bassianus isimli bir Romalı tarafından tarım alanı olarak kurulmuştur. Ancak 2009 yılında bulunan bir bronz kılıç buranın Romalılardan önce de yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. 18inci yüzyılda Bossano’da bulunan matbaa Avrupa’nın en büyüğü olmuştur. Bulunduğu yer itibari ile şehir dünya savaşlarında ön safhada olmuş ve çok zarar görmüştür.
Şehrin ismi başlangıçta Bassano Veneto olmuş ancak I.Dünya Savaşı sırasında Grappa Dağı’nda ölen çok sayıda askerin anısına 1928 yılında Bassano del Grappa olarak değiştirilmiştir.
Henüz liseyi bitirmiş bir genç olarak savaşa katılmak isteyen Ernest Hemingway,gözleri bozuk olduğu için ,savaş sırasında ambulans şoförü olarak Bossano’da da çalışmıştır.1918 yılında havan mermisi ile yaralanan Hemingway hastanede kendinden 7 yaş büyük bir hemşireye aşık olur.Ancak hemşire evlilik teklifini kabul etmemiştir. Bu öyküyü yazar ‘Silahlara Veda’ kitabında kullanmıştır.II.Dünya Savaşı sırasında İtalya ile ateş kes yapıldıktan sonra şehri istila eden Almanlar pek çok kişiyi öldürmüş ya da sürgün etmiştir.
Bossano’nun sembolü ,1569 yılında mimar Palladio tarafından tasarlanan, üstü kapalı tahta dubalı köprüdür.Köprünün tarihi dokümanlarda ilk belirlendiği tarih 1209 olup Bassona ve Vicenza arasındaki en önemli bağlantı olmuştur. Pek çok çatışma ve seller nedeni ile köprü defalarca tahrip olmuştur.1567 yılında ünlü mimar Palladio’dan yeniden yapılması için bir proje istenmiş, mimarın taş olarak tasarımladığı ilk proje ise şehir yönetimi tarafından ret edilmiştir.
Sonunda 1569 yılında eski köprü esas alınarak dönemin teknolojisi ile yeniden yapılmıştır. Köprü yaklaşık 200 yıl etkilenmeden yaşamış, ancak 1748 yılında Brenta Nehri’nin taşması nedeni ile tahrip olmuş ve yeniden yapılmıştır.1813 yılında yanmış ve 1821 de yapılmıştır.I. ve II.Dünya Savaşı sırasında İtalyanlar tarafından köprü yoğun bir şekilde kullanılmıştır.
Bu nedenle köprü, Alpini adı verilen İtalyan ordusunun dağlık alanda savaşmak için eğitilen piyade grubu için çok önemli olmuştur. Alpinler özel para toplayarak, II.Dünya Savaşı sonrasında tahrip olan köprünün orijinal hali ile yeniden inşa edilmesini sağlamışlardır. Bu nedenle köprünün ismi Alpini Köprüsü olarak da bilinmektedir. Eski ve yeni askerler zaman zaman köprü üzerinde toplanarak eski günleri anmakta ve şarkılar söylemektedirler. Diesel sahibi ve başkanı şirketi burada kurmuş ve uzun yıllarda şehirde yaşamıştır.
Gün 4 :VICENZA-PALLADIUM VILLALARI-VICENZA
Kahvaltı sonrası Berico Dağı’na giderek Vicenza’nın tepeden manzarasını seyrettik.Daha sonra burada ki kilise ,Villa Valmarana ve La Rotanda’yı gezdik. Bu villalar 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır.

Berico Dağı’nda bulunan St. Mary Kilisesi’nin efsaneye göre hikayesi vardır. Meryem ,70yaşında ki Vincenza Pasini isimli bir köylü kadına bu tepede ilki 1426 diğeri de 1428 de olmak üzere iki kez görünmüş ve o dönem korkunç bir salgının etkisinde ki Vicenza’yı kurtarmak için tepede bir kilise yapılmasını söylemiş.
Köylü kadına önce kimse inanmamış ancak ikinci görüşünden sonra salgının ciddi şekilde devam etmesi nedeni ile tepede kilise yapılmasına kara verilmiş. Kilise 3 ayda tamamlanmış. Meryem’in söylediği gibi kilisenin yapıldığı kayada muazzam bir kaynak suyu bulunmuş ve sel olup tüm bölgeyi yıkamış.Dolayısı ile Vicenza salgından kurtulmuş.Bu kilise hala Avrupa’nın Meryem’e ithaf edilen en büyük kiliselerinden biridir.

Villa hala Valmarana ailesine aittir ve aile villa da yaşamaktadır. Villanın Tiepolo’nun en mükemmel eserlerini barındırdığı dünyaca kabul görmektedir.
Villa’nın duygusal bir hikayesi de vardır. Valmarana ailesinin cüce bir kızları olur.Bu çocuk saray içinde yaşamaya başlar. Baba tüm çalışanlarını cüce olarak seçer.Böylece çocuk diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaz. Ancak bir gün bir prens villayı ziyaret eder ve çocuk prense aşık olur. Ancak prens tarafından kabaca ret edilir. Kız ölür ve tüm çalışan cüceler üzüntüden taşa dönüşür. Villanın etrafında 17 adet cüce heykelleri bulunmaktadır.

Palladio’nun en meşhur villası Villa Capra “La Rotonda“,’dır.1567-1570 yılları arasında emekli olmuş bir papaz için yapılmıştır. İtalyanca’da ‘Rotanda’ İngilizce ‘round’ yani yuvarlak anlamındadır. Bu simetrik villanın aynı model , geleneksel tapınak kapısı olan, 4 ayrı girişi vardır. Villa mimarisinin Roma’da ki Pantheon’dan esinlendiği bilinmektedir.
Freskler Ludovico Dorigny tarafından 1680–1687 yılları arasında yapılmıştır ve Palladio’nun planında yoktur. Palladio’nun mimarisi tüm dünyayı etkilemiş ve özellikle İngiltere ve ABD de pek çok mimar bu tarzı kullanmıştır. Örneğin ABD’deki Harvard Üniversitesi Harvard Salonu; ABD’nin üçüncü başkanı ve aynı zamanda mimar olan Thomas Jefferson’un konutu; Beyaz Saray’ın ilk tasarımı Palladio’nun mimarisinin birer kopyasıdır.
1979 yılında Wolfgang Amadeus Mozart’ın operası Don Giovanni Villa Capra’da çekilmiştir. Ve bu film operanın sinemaya aktarılmasındaki en başarılı örnek olarak kabul edilmektedir.
Gün 5 :VICENZA-PADUA-TREVISO
Kahvaltı sonrası Treviso’ya gitmek üzere yola çıktık Yolda Padua’ya uğradık. Eski Üniversite,Pedrocchi kafe, Piazza delle Erbe, Piazza dei Signori, Piazza dei Frutti ve Scrovegni Şapel gördüğümüz yerler arasındadır.

Padua Venedik’ten 40km ve Vicenza’dan 29km uzaklıkta Bacchiglione Nehri üzerinde yer alır. Padua 1405 yılında Venedik Cumhuriyeti’nin egemenliğine girmiştir ve 1797 yılına,cumhuriyet yıkılana kadar da, kalmıştır.1507 ve 1544 yılları arasında Padua’nın etrafı bir dizi anıt kapısı olan duvarlar ile çevrilmiştir.1866 yılında İtalya’ya bağlanmıştır. İtalya 1915 yılında I.Dünya Savaşı’na girdiğinde Padua İtalyan ordusunun ana komuta merkezi olmuştur. Bu dönem şehir pek çok kez bombalanmış ve yaklaşık 100 den fazla sivil hayatını kaybetmiştir.
Savaş sırasında Padua’da endüstri süratle gelişmiştir. Ancak savaş sonrası şehir grevler ve sosyal çatışmalar ile sarsılmaya başlayınca düzene ihtiyacı olan şehir sakinleri yeni politik çözüm olarak sunulan faşizmi desteklemeye başlamışlardır. Böylece Nasyonel Faşist Parti devrime karşı düzenin koruyucusu olarak şehirde ağırlık kazanmıştır. Padua bu nedenle en büyük faşist gösterilerinden birine ev sahipliği yapmış, Mussolini’nin mitingine 300 000 kişinin katıldığı raporlanmıştır. Bu arada şehir tipik faşist mimari örnekleri ile dolmuştur. Piazza Spalato (Piazza Insurrezione) çevreleyen binalar, tren istasyonu, hükümet binasının yeni kısmı ve üniversitenin bulunduğu Bo Sarayı’nın bir kısmı bugüne kalan örneklerdir.
Ancak İtalya’nın II.Dünya Savaşı’nda yenilmeye başlamasından sonra şehir direnişçilere ev sahipliği yapmaya başlamış ve üniversitenin rektör yardımcısı ,direnişçi liderlerinden biri olarak çok önemli bir rol üstlenmiştir.
Savaş sırasında Padua müttefikler tarafından 24 kez bombalanmış ve 2000 sivil hayatını kaybetmiştir. Bu bombalamalardan birinde içinde Mantegna’nın muhteşem fresklerini bulunduran Eremitani kilisesi yerle bir edilmiştir. Bu yıkım sanat tarihçileri tarafından İtalya’nın savaştaki en büyük kültürel kaybı olarak bilinmektedir.1945 nisan ayında direnişçiler Nazi ve faşistlere karşı son saldırılarına başlamış 224 direnişci ve 497 Alman ölmüş, Padua ve çevresinde 15000 Alman taburu teslim olmuştur. Şehirde küçük bir şehitlik vardır.
Şehir 1960 lara kadar ülkenin en fakir yerlerinden biri olmuştur. Ancak izleyen yıllarda şehir önemli bir tarım, kültür ve üniversitesi ile teknolojik merkez olarak önem kazanmaya başlamıştır.
Padua üniversitesi 1222 yılında kurulmuştur. Galileo Galilei 1592-1610 arasında burada ders vermiştir. Şehir Shakespeare’in ‘The Taming of the Shrew-Farenin Evcilleştirilmesi’ oyununun geçtiği yerdir. Oscar Wilde’ın da ‘Padua’nın Düşesi’ adlı bir oyunu mevcuttur.
Padua 13 üncü yüzyıl sonlarından itibaren, şehrin bir aile tarafından idare edildiği sürece Yahudilerin tüccar ve banker olarak çok iyi koşullarda yaşadığı bir şehir olmuştur. Ancak 1405 yılında Padua Venedik Cumhuriyeti’nin egemenliğine geçmiş ve Yahudilerin işleri bozulmaya başlamıştır. Ancak ek ücret ödeyerek Yahudiler Padua’nın üniversitesinde okumaya devam etmişlerdir.
Bu üniversite Avrupa’da Yahudileri kabul eden tek üniversite olmuştur. Bu nedenle şehir Yahudiler için akademik çalışmalarını sürdürebildikleri önemli bir merkez idi .1603 yılında Yahudiler getoya konulmuştur. Geceleri nöbetçiler bulunan kapılar kapanıyor ve Yahudilerin dışarı çıkmasına izin verilmiyordu. Bu getoda 1616 yılında yaklaşık 655 kişi son derece sıkışık bir vaziyette, yüksek kiralar ile ve sağlıksız koşullarda yaşıyorlardı. Bu nedenle yapılar dikey ve alçak tavanlı olarak yapılmışlardır.
1797 Yılında Fransızların gelmesi ile Yahudiler getodan kurtulmuşlardır ve istedikleri yerlerde yerleşme hakkı tanınmıştır.1866 yılında şehrin İtalya Krallığı’na bağlanması ile tam eşitlik sağlanmıştır.1881 Yılına kadar Yahudi nüfusu artmış ancak bu toplulukta kültürel ve sosyal yaşam koşulları daha sonra bozulmaya başlamıştır. Pek çoğu başka ülkelere göç etmiş ve 1938 yılına kadar sayı 586 ya düşmüştür.1943-1945 arasında 85den fazla Yahudi toplama kampına gönderilmiştir.


Freskler, Avrupa resimlerinin gelişmesine katkısı nedeni ile dünyanın en önemli freskleri sayılmaktadır. Şapeldeki ‘Altın Kapıda Karşılaşma’ isimli fresk sanat tarihinde öpüşmenin en eski tasvirlerinden biridir.
Pedrocchi Kafe 1831 yılında açıldığında Avrupa’nın en büyük kafesi idi. Pek çok ünlü edebiyatçı ve politikacı bu kafenin dünyanın en iyisi olduğunu söylemiştir. Hatta Fransız Stendhal kafeden ‘Fransız kafeleri kadar iyi en iyi İtalyan kafesi’ diye bahsetmiştir. I.Dünya Savaşı sırasında tahrip olan kafe orijinal mimarisi ile yeniden yapılmıştır.
Gün 06 :TREVISO-ASOLO-TREVISO
Kahvaltı sonrası Treviso gezildikten sonra Asolo’ya gittik.
Treviso’da Piazza dei Signori, Palazzo del Trecento ve Loggia dei Cavalieri görülecek yerler arasındadır.
OTEL:Hotel Carlton
www.hotelcarlton.it
ODA TİPİ:Superior

Treviso yaklaşık 81000 nüfusu olan küçük bir şehirdir. ‘Küçük Venedik’ olarak bilinen şehir henüz tam keşfedilmediği için turist kalabalığından uzak olup daha çok İtalyanların tatil yaptığı yerlerden biridir. Eski şehir 16 ıncı yüzyılda yapılan duvarlar ile çevrilidir.1. Dünya Savaşı’nda Treviso,Avusturya sınırına yakınlığı nedeni ile stratejik bir rol oynamış; II.Dünya Savaşında ise Sloven ve Hırvatlar için Treviso yakınlarında Moniga’da bir toplama kampı kurulmuştur. Bu kamp 1943 yılında İtalyanların teslim alınması sonucu dağıtılmıştır. Şehir II.Dünya Savaşı sırasında çok fazla bombalanmış 1600 den fazla kişi bombalar ile ölmüş ve orta Çağ’dan kalan pek çok yapı yıkılmıştır.
Treviso Benetton, Sisley, Stefanel, Geox, Diadora ,Lotto Sport Italia ve De’Longhi ‘nin merkezlerinin bulunduğu şehirdir.
Ayrıca,Treviso meşhur İtalyan tatlısı tiramisunun doğum yeri ve prosecco ve radicchio’nun (mor renkli lahana) da üretim bölgesidir. Bölgede beyaz şarap olarak gri Pinot ve Chardonnay ;kırmızı şarap olarak Cabernet, Merlot, Pinot noir ve Raboso üzümleri bulunmaktadır.
Tiramisunun en meşhur tarifi Le Beccherie restorana aittir.1955 yılında Le Beccherie restoranın sahibi Alba oğluna hamile kalır.Alba’nın kayınvalidesi genç gelininin güç kazanabilmesi için her gün gelinine zabaglione (bir çeşit İtalyan kreması )ve kahveden oluşan zengin bir kahvaltı hazırlamaktadır. Daha sonra Alba tam zamanlı işine geri döner ve o kahvaltıların tadında bir tatlı yapma arayışına girer. Ustası ile yaptığı çeşitli denemelerden sonra 1971-72 yıllarında istediği tat da bir tatlı bulurlar. İstediği tada rikotto peyniri yerine taze maskarpon kullanarak ulaşmıştır.Aynı yıl Milano Ticaret Fuar’ına katılan restoranın menüsünde ki tiramisu,ünlü tatlının yeni tarifinin doğuşunu müjdelemektedir.
2010 yılında Le Beccherie’nin tiramisu tarifi İtalyan Mutfak Akademisi tarafından kayıtlara alınmıştır.

Asolo ,’Treviso Bölgesinin İncisi’ olarak bilinir. Aynı zamanda etrafında ki dağlar nedeni ile ‘Yüz Ufuk Şehri’ olarak da adlandırılmaktadır.İtalya’nın birleşmesinden sonra Asolo ünlülerin merkezi haline gelmiştir.
Şehir 16 ıncı yüzyıl ortasında ilk kez Yahudilere yapılan saldırı ile de bilinmektedir. 1547 yılında burada yerleşik Yahudilerden 10 u öldürülmüş diğerlerinin de evleri yağmalanmıştır. Yahudilere bu saldırılar 17 inci yüzyıl ortalarından sonra da sürmüştür. Yahudiler getto larda yaşamakta ve sarı işaret takmaktaydılar.
Gün 7 :TREVISO-VENEDIK-ISTANBUL
Kahvaltı sonrası Venedik’e gittik.8 Akşam saatine kadar bienali gezip bu güzel gezinin keyfini yaşadık.Daha sonra havaalanına transferimiz sağlandı.
