Hırvatistan



Gün 1:İSTANBUL-ZAGREP-SPLIT

THY ile İstanbul’dan ayrılıp Zagrep’e geldik. Havaalanında karşılanarak rehber eşliğinde Zagrep’i gezdik ve Katedralis restoranda erken bir akşam yemeğinden sonra Split’e uçtuk.
Havaalanında karşılanarak otele transferimiz sağlandı.
OTEL: Le Meridien
Oda Tipi:superior
Gün 2: SPLIT/TROGIR

Kahvaltı sonrası ,otelden ayrılarak Split’i gezdik.
Split Dalmaçya’nın tam ortasında, ekonomik olarak güçlü ve 1700 yıldan daha eski bir tarihe sahip bir Akdeniz kentidir. Roma İmparatoru Diocletian tarafından 3.yüzyılın sonlarında yaptırılan ve daha sonra ortaçağ, Rönesans ve barok eklerle tamamlanan imparator sarayı şehrin anıtsal yapılarından biri olup UNESCO Dünya Kültür Hazineleri listesindedir.
Şehirdeki St. Duje Katedrali, dünyadaki en eski katedral binası olup Roma İmparatoru Diocletian’ın mozolesi olarak inşa edilmiştir. Bu kadetral Roma tapınağı ile Katolik kilisesinin karışımı gibidir. Çan kulesinden şehrin kuşbakışı görüntüsü görülmeye değer.
Diocletian Sarayı’nın etrafında Roma dönemine ait yapılarla çevrili Peristil Meydanı;
halen St. John kilisesi olarak faaliyet gösteren Antik Roma tapınağı Jüpiter tapınağı;
Biri Peristil meydanında, diğeri Jüpiter tapınağının içinde yer alan İmparator Diocletian tarafından Mısır’dan getirtilmiş bu sfenksler Split’te görülmeye değer diğer yerlerdir.
Ayrıca Ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovic’in tüm eserlerinin yer aldığı Mestrovic Galerisi ve Roma kolonileri Salona ve Narona’ya ait kalıntılar ve anıtların bulunduğu Hırvatistan’ın en eski müzesi olan Arkeoloji Müzesi için zaman ayırmaya değer.
Dünyada kişi başı en fazla olimpiyat madalyasına sahip olan kent olağanüstü sporcuları ile ünlüdür.
Şehrin kıyı şeridinde küçüklü büyüklü bir çok kafe bulunmaktadır.Bu kafelerde İtalyan etkisi ve tatları hakim olup kalamarlı veya karidesli risotto Hırvatlar’ın favori yemeklerinden biridir. Yerel yemeklerden cevapi-soğan ve süzme peynirle servis edilen kuzu veya domuz kıymasından köfte.; Patlıcan, acı biber ve sarımsakla yapılan ajvar en bilinenleridir. Özel Dalmaçya salamlarından da denemeyi de unutmayın. Bu salam ve jambonların Parma’ya rakip olduğu söylenmektedir.
Öğle yemeğini Varos restoranda yedikten sonra yola çıkarak Trogir’e geldik ve rehber eşliğinde Trogir’i keşfettik.
1997 Yılında UNESCO Dünya Hazinesi listesine alınan Trogir’in eski kısmı 13 üncü yüzyılda şehir duvarlarının içinde gelişmiş ve 15inci yüzyılda Venedikliler tarafından yeniden inşa edilmiştir.
Trogir gerçek anlamı ile bir açık hava müzesidir. Tarihi anıt ,orijinal mimari ve kültür düşkünlerinin mutlaka görmesi gereken yerlerden biridir.

Gün 3: SPLIT/HVAR ADASI

Kahvaltı sonrası limandan feribot ile ayrılarak Hvar Adası’nda Starigrad’a geldik. Oradan da araba ile Hvar şehrine geçtik. Franciscain Manastırı da dahil olmak üzere rehber eşliğinde şehri gezdikten sonra öğle yemeğini yerel bir restoranda yedik.Daha sonra gene aynı yoldan araba ve feribot ile Split’e geri döndük.
Hırvatistan’ın Dubrovnik’le birlikte en güzel yeri olan Hvar Adası Dalmaçya adalarının kraliçesi olarak bilinir. Stratejik önemi,zengin tarihi,kültürel ve doğal anıtları ile Antik Çağ’dan itibaren önemini hiç yitirmemiştir. Ada meydanında ,çevresi şık restoranlar ve kafeler ile çevrilmiş olan barok üsluptaki, görkemli St. Stjepan Katedrali sizleri karşılayacaktır.Ülkenin en güzel şaraplık üzümleri ile parfümlerde kullanılan lavanta ve biberiye burada yetiştirilmektedir.
Gün 4: SPLIT-DUBROVNIK
Kahvaltı sonrası ,Dubrovnik’e gitmek üzere yola çıktık. Yolda istiridyeleri ile ünlü Ston’da durularak Bota balıkçı restoranda öğle yemeği yedik ve sonra yola devam ederek Dubrovnik’e geldik.
OTEL: Bellevue Hotel
Oda Tipi:balkonlu deniz manzaralı
Nüfusu yaklaşık 50 bin kişi olan Dubrovnik ortaçağdan kalma tarihi eserleriyle ünlüdür. Kent Osmanlı döneminde Ragusa olarak anılmakta idi. Hırvatistan’ın 1991’de Yugoslavya’dan ayrılışı sırasında çıkan iç savaşta, Sırp saldırıları nedeniyle şehirdeki tarihi eserler önemli ölçüde zarar görmüş olup UNESCO’nun başlattığı yenileme çalışmalarıyla 2005’te şehir büyük ölçüde eski görünümüne geri dönmüştür. Akdeniz’deki tüm ticaret limanları gibi Dubrovnik de 7. yy’dan itibaren Araplardan Bizanslılara, Venediklilerden Osmanlılara kadar birçok gücün egemenliği altına girmiştir.

Napolyon bile 1806’da şehri kuşatmıştır. Kentte her köşe başında görülen armalı slogana bu bağlamda şaşırmamak gerekmektedir:
“Non bene pro toto libertas venditur auro – Dünyanın bütün altınları için bile özgürlük feda edilmez!”
Şehir küçük olduğu için yorulmadan, yürüyerek gezebilirsiniz. Kentin mermer döşenmiş meydanları, dik kaldırım taşlı sokakları, uzun evleri, manastırları, sarayları, kiliseleri, çeşmeleri, müzeleri aynı renk de taşlar ile kaplanmıştır. Hala bozulmadan duran kent duvarları ilk olarak 13’üncü yüzyılın sonunda inşa edilmiştir . İlk duvarlar yapılırken taş ve ahşap beraber kullanılmıştır. Duvarlar 1296 yangınında ciddi hasar görmüştür.
1453 yılında İstanbul’un Osmanlı egemenliğine girmesi ve beraberinde Venediklilerin de güçlenmesi sonucunda Dubrovnik için tehlike çanları çalmaya başlamış ve duvarların daha da güçlendirilmesi planlanmıştır. Bugünkü duvarlara şeklini veren büyük çalışma Floransalı mimar Michelozzo di Bartolomeo tarafından 1461 yılında gerçekleştirilmiştir. O dönemde dört ana burcun yapımı tamamlanmış ve Bartolomeo, Floransa’ya dönerken diğer burçların planlarını şehir yöneticilerine bırakmıştır. 16 ıncı yüzyıla kadar tamamlanan duvarlar, günümüze kadar gelen 12 burç ile Dubrovnik’in Akdeniz’in en korunaklı şehri olma unvanını almasının başlıca nedenidir. Kimilerine göre 25 metre yükseklikle bu duvarlar dünyanın en iyi inşa edilmiş şehir duvarlarıdır.
Ploce Kapısı’ndan girip, yüksek duvarlarla çevrili dar yoldan şehrin içine doğru ilerleyerek adeta tarihte bir yolculuk yapmak; şehrin bir ucundan diğer ucuna giden ve kenttekilerin buluşma noktası olan Stradun’u kesen sokaklara girerek ilginç mekánlar keşfetmek; Aslan Yürekli Richard’ın bir seferi sonrasında Dubrovnik açıklarında deniz kazası geçirip kurtulmasının ardından şehre bağışladığı altınlarla bir İtalyan mimar tarafından yapılan ve kentin sembolü olan Dubrovnik Katedrali’ni gezmek ; 16’ncı yüzyılda inşa edilmiş ve Latince, İtalyanca, Hırvatça ve Osmanlıca anlaşma metinlerinin de sergilendiği Sponza Pallace’ı da görmek Dubrovnik’te mutlaka yapılması gerekenler arasındadır.
Dubrovnik halkı denizden ne çıkarsa yemektedir. Restoranlarda Boşnak yemeklerine de rastlanmaktadır.
- Sebzeli balık çorbası yemeklerden önce iştah açıcı olarak sunulmaktadır.
- Böreğe “Burek” denilmektedir ve kapalı börekler, et ve peynirle fırında pişirilmektedir.
- Yemeklerle beraber ekmek ve zeytinyağı sofranın demirbaşları arasında yer almaktadır.
- Boşnakların ünlü tütsülenmiş kuru eti Suhomeso’yu mutlaka tadın.
- Koracula şarabı ile marine edilmiş Dalmaçya bifteği “pasticada”yı deneyebilirsiniz.
- Cevapi-soğan ve süzme peynirle servis edilen kuzu veya domuz kıymasından köfteyi tadabilirsiniz.
- Patlıcan, acı biber ve sarımsakla yapılan ajvar en bilinen yemeklerinden biridir.
- Hırvat içkisi “Rakija,” adı bizim rakımıza benzese de tamamen farklı bir içki olup üretiminde anason kullanılmamaktadır.
Gün 5:DUBROVNIK
Kahvaltı sonrası ,yarım günlük şehir turu alarak Avrupa’nın en eski eczanelerinden birine sahip Franciscan Manastırı ve katedrali gezdim.
Daha sonra kendimi şehrin ritmine bıraktım.
Gün 6:DUBROVNIK-KOTOR (KARADAĞ )

Kahvaltı sonrası ,otelden hareket ederek Dubrovnik’ten yaklaşık 35-40 dakika uzaklıkta bulunan Karadağ’a geçtik. Avrupa’nın en güneyinde ki fiyort olarak bilinen ünlü Kotor Körfezi boyunca gidildikten sonra ortaçağ kenti Kotor’u gezdik ve Lovcen dağına çıkılarak bölgenin olağanüstü güzellikteki manzarası nı seyredip Cetinje’de Kral Nicholas’ın sarayını gezdik. Öğle yemeğini Konak restoranda yedikten sonra Budva gezildi ve Dubrovnik’e geri döndük.
Karadağ sadece Balkanlar’ın değil, dünyanın en genç ülkelerinden biridir. Karadağlılar “Crna Gora” ismini verse de ülke İtalyanların taktığı Montenegro adıyla bilinmektedir. Bu isim, denizden bakıldığında yüksek dağların ormanlar nedeniyle simsiyah görünmesinden kaynaklanmaktadır. Karadağ 2006 yılında referandumla bağımsızlığını kazanmıştır. Ülkenin son zamanlarda dünya jet sosyetesinin ilgisini çeken şehri Kotor’da dünyanın en büyük fiyortlarından biri mevcuttur. UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan şehrin geçmişi iki bin yıl öncesine uzanmaktadır. Tarihi boyunca Venedikliler, Osmanlılar, Avusturyalılar ve Fransızlar tarafından yönetilmiştir.
Üç kapılı kenti korumak için dağdan gelen saldırıları kesmek üzere zig zag şeklinde inşa edilmiş kalın surların uzunluğu 4,5 kilometredir. Kilise, katedral, saray ve çok sayıda Ortaçağ binasıyla Dubrovnik’e benzeyen kentin meydanındaki yapıda suçlular cezalandırılıp, teşhir edilirmiş. Bazı yapılar büyük depremde yıkılıp, yeniden yapılmış. Kentte Roma, barok, Rönesans gibi çok sayıda mimari tarz bir arada görülebilmektedir.
Kent meydanında Aziz Triphon için 12’inci yüzyılda yapılmış katedral dikkat çekmektedir. Katedral kapısının iki yanındaki sütunlarının uzunlukları, tamamlamak için yeterli fon bulunamaması nedeni ile farklıdır.
Aziz Luca Kilisesi’nin tabanında ise şehrin ileri gelenleri ile din adamlarına ait 100’ün üzerinde mezar bulunmaktadır. Kotor’un tarihi yapılarının büyük kısmı okul, ev, otel, restorana dönüştürülmüştür. Zengin Avrupalılar bu tarihi dokuyu solumak için Kotor’dan ev alma yarışındadır. Krizden önce evlerin metrekaresi 7 bin TL’yi bulurken, krizle 2,5 bin TL’ye inmiştir.
Gün 7: DUBROVNIK-MOSTAR-SARAYOVA (BOSNA HERSEK)

Kahvaltı sonrası Mostar için yola çıktık. Öncelikle eski şehir Kujundziluk gezildi.Burada hala ünlü bakır cezve (djezba) yapan ustaların çekiç seslerini duyabilirsiniz. Mimar Hajrudin’in köprüsü,Koski Mehmed Paşa camisi ve tipik bir ev gezildi.
Öğle yemeğini eski şehirde yerel bir restoranda yedik. Daha sonra Sarayova’ya geçilerek otelimize transfer edildik. Akşam yemeği yöresel müziği de dinleyebileceğiniz Park Princeva restoranda yendi.
OTEL: Holiday Inn
Oda Tipi:Superior
Mostar Bosna Hersek’in beşinci büyük şehridir. Şehir Osmanlı döneminde inşa edilen Mostar köprüsü ile ünlüdür. Ancak köprü 1993 yılında savaş nedeni ile Hırvatlar tarafından yıkılmıştır. Savaş sonrası İspanya,Türkiye,İtalya,Hollanda,Hırvatistan ve Birleşmiş Milletler’in sağladığı fonlar ile restorasyon çalışmaları başlamış ve 2005 yılında köprü tamamlanmıştır.
Gün 8: SARAYOVA
Kahvaltı sonrası Bey camii de dahil olmak üzere şehir turuna çıktım. Daha sonra havaalanına transferimiz sağlandı.
